Arkadaşıma Aşıkmış…

Sene 1994, orta okula gidiyorum. Yaşım daha 12-13 ve ben ilk defa aşık oldum:) Evet tam anlamıyla çocukluk aşkı bu… O zamanlarda aşk diye bildiğimiz şey Yeşil Çam filmlerindeki gibiydi, Gülşen Bubikoğlu-Tarık Akan filmlerindeki gibi olmalıydı her şey. Erkek kızın peşinden koşar, kızı üzer, sonra pişman olur gelir ve çok mutlu olurlar. Ben televizyonlardan öyle izlemiştim. Ama gel gör ki benim yaşadığım aşk hiç de öyle olmadı… Hadi bunu da panik atağa bağla diyeceksiniz belki, evet şimdi fark ediyorum ki ilk panik ataklarımı o zamanlar yaşadığım hayal kırıklıklarım ve kaybetme korkumla deneyimlemişim. Duygusallığın dibi ya benim yaşadığım, canımı herkesden daha çok acıttı yaşadıklarım. Alt tarafı 13 yaş ne olacak demeyin, oluyor vallahi hemde çok fena oluyor. ..

Hiç aklımda yokken bir gün arkadaşım geldi ve üst sınıftan bir çocuk sana aşık olmuş dedi. Oha aşk mı? kimmiş o bakalım dedim (çok havalı behhh… hem bir üst sınıftan hem de hoşlanma değil aşk bu abicim…) O zamanlar çirkin bir kız değilim ama haliyle ergenliğe yeni giren kalın kaşlı, zaman zaman bıyıklı, esmer bir kız çocuğuyum:)::) Çocuğu gösterdiler, nasıl bakıyordu bana anlatamam, kendimi dünyalar güzeli sandım o an. Her tenefüsü iple çeker oldum onu görmek için, sabahları azıcık makyaj yapsam biraz da parfüm sürsem ne olur sanki dedim. Beni daha çok beğenir sandım. O zamanlar meşhur çıkma teklifleri vardı, bana çıkma teklif etti (bir arkadaşını göndererek) bende kabul ettim. Çok heyecanlıydım, boru mu artık erkek arkadaşım vardı ve teneffüslerde yan yana yürüyecektim onunla. Ama hiç de öyle olmadı. Ben ona evet dedikten sonra yok oldu… Evet filmlerde de aynen böyle oluyordu, nasıl olsa geri gelecek dedim. Odamda her yere adını yazdım, defterlerimde, sınıftaki sıramda, nereye baksam o vardı. Hafta sonları Alsancak’ta dışarı çıktığımızda bir ümit onu görürüm diye saatlerimi dolabımın önünde, ne giysem de ona daha güzel gözüksem diye geçirdim. Aylar geçti ben hala bekliyordum sonuçta ayrıldık demedi bana daha, hala aşıktı bana. Sonra bir gün öğrendim ki aslında okul dışından başka bir kız arkadaşı varmış. (Benimle dalga geçti…) Ama duygusalım, aşık oldum bir kere vazgeçemem ki, tam 1 sene bekledim. 1 sene sonra bana yine çıkma teklif etti, sanki beni üzen o değildi, sorgusuz sualsiz hemen kabul ettim. (Bende az salak değilmişim) Onun arkadaşı ile benim en yakın arkadaşım da çıkmaya başladı. 4’lü bir grup olduk. İlk defa Alsancak’ta buluştuk, yan yana yürüdük, ama bir gariplik vardı, benimle değil, hep arkadaşımla ilgileniyordu. Konduramadım… Ne de olsa bana aşıktı. Poffff salak Hande, sonra öğrendim ki arkadaşıma aşık olmuş.

İşte onu öğrendiğim gece yatağa yattım. Nasıl canım yanıyor anlatamam ama gerçekten canım yanıyor kalbim acıyor. Aşk dediğin şey hani güzeldi??? Bir anda başım dönmeye, midem bulanmaya başladı, çarpıntım oldu. Çok korktum, bana neler oluyor dedim. (Panik Atakmış.) Oha beni istemiyor ve en yakın arkadaşıma aşık… Aslında o gün ben erkek arkadaşımı, aşık olduğum çocuğu değil kendime güvenimi kaybettim. Bu hastalıkta en büyük problem insanın kendine güvenini kaybetmiş olması bence çünkü artık kendine inanmıyorsun, kendini artık beğenmiyorsun. O zaman dedim ki, ben yeterince güzel değilim, zaten o arkadaşım gibi eğlenceli de değilim(ki gerçekten çok sessiz sakin, içine kapanık bir tiptim o zamanlar). Zaman geçti, acısı hafifledi ama o yara tamamen iyileşmedi. Her sene bir şekilde bana bir sinyal yolladı, her seferinde aynı tongaya düştüm. Arada başka erkek arkadaşlarım oldu ama o hep aklımın bir kenarında yaşanamamış bir hayal olarak vardı. Galiba insan kendisine acı çektirenleri daha çok önemsiyor. Her dönüşü bir gidiş, aldatılma ve hayal kırıklığı ile sonlandı. Lise geldi geçti, üniversite geldi geçti ama o hala her sene şansını denedi. Üniversitede akıllanmaya başladım(geç oldu ve de güç oldu biliyorum ama…) artık alo Hande dediğinde ben yoktum.

İnanır mısınız tam 13 sene sonra onunla Alsancak Doy Doy’da karşılaştık, annnesi (rahmetli huzur içinde uyusun) ile oturuyordu. Karşımda çocukluğum, çocukluk aşkım, hayal kırkılıklarım duruyordu. Derin bir nefes aldım ve yanına gittim. Oturdum, kendime bir bira söyledim ve konuşmaya başladık. Bana nasıl aşık olduğunu anlattı, annesi bana, askerdeki komutanının bile benden haberi olduğunu söylediğinde çok şaşırdım. Aslında tek problem beni sevmemesi sanıyordum, yanılmışım, o sadece nasıl sevilmesi gerektiğini bilmiyormuş. O anda dedim ki hayır, bir daha bu tongaya düşmeyeceksin, annesini de onuda öptüm, vedalaşıp masadan kaltım…

İşte o zaman dedim ki ben aslında çirkin değilim, sıkıcı bir insan asla değilim. Şimdi toparlanma ve yeniden inanma zamanı, kendine bir şans ver Hande… Aylar sonra eşimle tanıştım kendime ve ona bir şans verdim ve bu sefer o şansı doğru insana verdim. Şimdi yine çok aşığım hemde 10 senedir. Bu sefer kendime inanıyorum ve kocamın gözlerinin içerisine baktığımda güzelliğimi görüyorum, sevgisini görüyorum ve her şeyden önemlisi sadakatini görüyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s